KAYSERİNİN TEK İSLAMİ FORMU
 
AnasayfaKapıTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yapDJ GİRİŞ

Paylaş | 
 

 MUSKA VE MUSKACILIK

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
canimsin-38
Süper Moder
Süper Moder
avatar

Mesaj Sayısı : 54
Points : 193
Kayıt tarihi : 31/03/10

Kişi sayfası
ayar ayar: 1

MesajKonu: MUSKA VE MUSKACILIK   Ptsi Nis. 12, 2010 11:09 pm

Muska ve Muskacılık

Muska ve Tılsımların Menşei: Muska ve tılsımların menşei, putperestliğin en ilkel şekli olan "fetiş"tir. Bu inançta olanlar, bazı nesnelerde uğur veya uğursuzluk bulunduğuna inanırlar. Kişi, uğurlu saydığı nesneyi boynuna asar veya yanında taşır. Bu nesne bir bitki, kurt dişi, ayı tırnağı, leylek kemiği, kartal tırnağı olduğu gibi, bazen kurumuş bir böcek hatta bazı taş parçaları vb. olabilir.
Bu nesneleri taşıyanlar; çeşitli hastalıklardan, bela ve kazalardan korunacaklarına inanırlar. Hala bazı nesneleri "uğur getiriyor" inancıyla boynunda ya da yanında taşıyanlar bulunmaktadır. İslam'ın fıtrata, akla ve ilme uyan güzel esaslarına inanmamakta direnen nice insan, böyle safsatalara kolaylıkla inanabiliyor, dolayısıyla Kur’an'ın "onlar akıllarını kullanmayan akılsızlardır" ifadesini her an farkında olmadan doğruluyorlar. Günümüzde üniversite gençliği ve sosyete semtlerinin kültürlü geçinen kesimlerinde gittikçe bu tür "uğur taşları" vb. yaygınlaşmakta, İslam’dan uzaklaşan insan ne kadar komik ve aşağılık olmaktadır!
Daha sonraki dönemlerde kağıt parçaları üzerine yazılmış dini formüller veya tuhaf işaretlerle çizilmiş muska ve tılsımlar, fetişlerin yerini aldı. Muska ve tılsımların en eski şeklinin Mısır'da bulunduğu belirtilir. Eski Romalılar da, hastalıklardan ve zehirlenmeden korunmak için acayip işaretlerle yazılmış veya çizilmiş-muska tılsımları kullanmışlardır. İsrailoğullarına gönderilen peygamberler de, putperest kavimlerden geçen, kendi dönemlerinde yaygın olarak kullanılan fetiş ve tılsımları yasaklamışlardı. Buna dair eski Ahid'de (Tevrat'ta) rivayetler vardır (Mesela, bkz. Kitab-ı Mukaddes, Tekvin, Bab 35,). Hırisitiyanlıkta da muska ve tılsımlara inanmak çok yaygındı. Hıristiyan din adamları muska taşıma adetleriyle mücadele etmişler, ama pek başarılı olamamışlardır. Miladi 366 yılında toplanan "Laodice" dini kurultayı, muska ve tılsım taşımaya yasaklayan bir karar çıkartıp ilan etmiştir. Fakat hıristiyan bunları taşımaktan bir türlü vazgeçirememişlerdir.8. Yüzyılda Papa II. Gregoare bu batıl inançlara karşı şiddetle karşı koydu. Ancak halk bildiğinden ve gördüğünden şaşmadı. Sonuçta hıristiyan din adamları bu hurafeye taviz vermeye mecbur kaldılar. Muskaların yerine "haç" hıristiyanlık sembolü olan balık resmi, "Agnus Dei" (Tanrı Kuzusu) yazılı levhacıkları taşımayı tavsiye ettiler, giderek halkı buna alıştırdılar. ( Abdülkadir İnan, Hurafeler ve Menşeleri, )
İslamlı kabulden evvel yaşamış Türk boylarında da muska-tılsım kullanma adeti vardı. Sekiz ve dokuzuncu yüzyıllarda Budist ve Maniheist Türklerin yaşamış olduğu Doğu Türkistan'da yapılan arkeolojik araştırmalarda elde edilen malzemeler arasında "tılsım¬ muskalar", çeşitli dilli formüller yazılı levhalar, tahtalar vs. eşya bulunmuştur. Budist Uygurların dilli kitaplarında da tılsım şekillerine rastlanmıştır. Bunlardan üç şekil Alman Türkologu F. W. K. Müller tarafından neşredilen eski Türkçe Uygur metinlerinden birinde açıklamalarıyla gösterilmiştir. Müslüman olduğunu iddia edenlerin de kullandıkları muskalardaki tılsımların bir benzeri olan bu şekillerin ifade ettikleri anlamlar olarak, bunlardan biri için, bir kadın bu muskayı vücudunda taşısa, kolay doğurur, rahat ve sevinç bulur; diğerinde, Pars yılı doğmuş olan (şimdiki burçların bir benzeri olsa gerek) kişi, bu tılsımı saklarsa çok mutlu olur; üçüncüsünde de, herhangi bir kişinin hayvanları çok ölüyorsa, bu tılsımı kapıya yapıştırsın denilmektedir.
Günümüzde muska, tılsım ve sihir yapma işleriyle uğraşan bazı inanç sömürücüsü kişilerin ellerinde bulunan kitaplar, eski Babil, Asur, Mısır müşriklerinin, eski Budist ve Şamanist Türklerin kullandıkları kitaplardan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitaplara inandırıcılığı kuvvetlendirmek için Kur’an-ı Kerim'den ayetler, Esmaü'l-Hüsna ve bazı dualar da ilave edilmiştir. Muska ve tılsımla ilgili kitaplarda yazılan muska ve efsunlar incelendiğinde görülüyor ki, birçoğunda bazı ayet ve dualarla beraber, hiçbir dile benzemeyen kelimeler de bulunmaktadır. Tılsımcılar, mal ve mülkün tılsım-muska ile her türlü afet ve kazalardan korunacağını da telkin. ediyorlar. Bu tılsımlarda Esmaü'l-Hüsna, ayet-i kerime ve dualar su-i istimal edilmektedir. Bunların, cahil halkı kandırmak için kullanılmakta olduğu şüphesizdir. Bu hurafeler, mü'minlerin inancına, sağlığına, malına ve canına zarar verecek zırvalardır. İmanı tam olan müslümanlar, bunlara inanamaz
Tılsımlar, harfler ve rakamlar ile yapılmaktadır. Efsun ve tılsım kitaplarına göre harfler ve onların ifade ettikleri rakamlar tabiatüstü esrarengiz kudrete sahiptir. Harfler; ebced, hevvez .. deki sıraya göre adet ifade ederler. Yazı tarihi araştırmalarıyla ispat edilmiştir ki, ebced, hevvez .. aslında hece harflerinin sırasını göstermek ve sırf harfleri hatırda tutmak için tertip edilmiş, manasız sözlerden (mühmelat) ibarettir. Her şeyde esrar arayan uydurma meraklıları bu "ebced"deki mühmelat hakkında birçok hurafe icad etmekte zorlanmamışlardır Aslında bu ebced .Aramı alfabesindeki harflerin sırasını gösteren manasız sözlerdir. Bu alfabe sırası Aramilerden Nabatilere, onlardan da cahiliyye çağı Araplarına geçmiştir. Aynı kaynaktan gelen İbranı, Süryanı, Yunan ve latin alfabelerinde de bu sıra, gelenek olarak muhafaza edilmiştir. Araplar, birbirine şekil bakımından benzeyen harfleri yan yana koymak maksadıyla bu a, b, c..sırasını bozmuşlarsa da, eski sırayı abced hevvez altı mühmelatından muhafaza etmişlerdir. Harfleri, rakam gibi kullanırken de bu ebced deki sıraya riayet etmişler ve Arapçaya mahsus altı harf için de iki mühmel söz uydurup ilave etmişlerdir. Üfürükçülük kitaplarında gördüğümüz harflerin büyük bir kısmı, Esmaü'l-Hüsna harfleri ve rakamları da, bu harflerin ebced hesabına göre ifade ettikleri sayıyı göstermektedir. Bazı tılsımlarda ise bu ebced hesabı tutmuyor
Bu arada şu küçük açıklamayı da ifade edelim: Yazı işaretlerinin (hiyeroglif, harf, rakam) esrarengiz sihri kuvvet içerdiğine inancın en eski kaynağı, tarihin karanlık devirlerine kadar uzanmaktadır. Zira yazının mahiyetini bilmeyen kavimler, yazıyı keşfeden kavimlerin deri, tahta, tablet ve başka nesnelere çizdikleri çizgilerle konuşup gaipten haber aldıklarına ve bu acayip çizgilerde tabiatüstü esrarlı kudret bulunduğuna inanıyorlardı. Bu inanç ve korkunun cahil halk arasında bugün bile tesirini sürdürdüğünü görüyoruz. Bazı okuma-yazma bilmeyen cahil kimseler, herhangi bir muskayı alıp atmak, ya da kağıdını yırtmak istediğiniz zaman, aman çarpılırsın! diyerek size muskalarını vermek veya açtırmak istemezler. Muska ve tılsım kitapları incelendiğinde öyle anlamsız melek, cin, şeytan ve peygamber adlarına rastlarsınız ki anlamlarını hiçbir dil ve lügatta bulamazsınız. Bunların hiçbirisinin İslam'la ilişkisi yoktur. Tümü uydurma ve hayali adlardır, hurafedir. Bunların yahudilerin Kabbalah denilen mistik ve skolastik felsefelerinden geçmiş olduğu belirtilir. Bu felsefeye göre yahudi alfabesindeki 22 harfin ve ifade ettikleri rakamların mistik ve sihri mahiyetleri vardır. 'Bu yahudi anlayışına göre, yahudi din kitaplarında zikredilen Tanrı adları ve sıfatlarını iyi kullanmak şartıyla, her türlü harikalar yaratmak mümkündür. Bu kabbalah marifetleri nesilden nesle gizli bilgi olarak, seçkin çömezlere öğretildi. 13.y.y. dan sonra kitap halinde yazılmaya başlandı. İspanya yahudilerinden de müslümanlara geçti.
Muskacıların Dayanağı: Her şeye bir dayanak, bir gerekçe arayan insanoğlu,kendi görüşünü kuvvetlendirmek için bazen kutsal değerleri bile istismar edebilmiştir. Nitekim muskacılardan bazıları İsra suresindeki Kur'an'ın şifa olduğunu belirten ayeti, muska yazmaya delil olarak göstermişlerdir. Oysa zikredilen ayette muska yazma için hiçbir işaret yoktur. Bu ayette Allah şöyle buyurmuştur: "Biz Kur’an’dan mü'minlere rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece hüsranını/kaybını arttırır.(17/İsra, 82).Kur’an, ruhları terbiye ederek mü'minleri psikolojik problemlerden ve ruhi hastalıklardan korur. Mü'minler, o sayede batıl akidelerden, kötü huylardan kurtularak manevi sıhhatlerini temin edebilirler. Yine, Fatiha gibi sureleri hüsnüniyetle okumak da bazı bedeni hastalıklar için bir şifa vesilesi olabilir. Kur’an, beşeriyete yücelme sebeplerini, takip edilecek kurtuluş yolunu göstermiş, onları maden ve manevi helaka sebep olacak şeyleri yasaklamış, kendilerine dünya ve ahirette huzura götürecek şeyleri emretmiş rahmet kitabıdır. Fakat Kur'an, zalim için, Kur'an'ı inkar eden, onun hükümlerine karşı gelen kimseler için ise, zarardan başka bir şey arttırmaz. Çünkü bu kimseler Kur1anlın beyanlarına karşı düşmanlıkta, hürmetsizlikte bulunur, her türlü ahlaksızlığı yaparak, kendileri için manevi felaketleri çağırırlar. Elbette, tedaviye muhtaç olan insan, kendisine verilen en faydalı bir ilacı terk eder de midesini zehirli şeylerle doldurursa kendi hayatına kasdetmiş, kendisini helaka maruz bırakmış olur. Kur'an hükümlerinin, yanlış yolda olanlara ve kötü huy sahiplerine gerçeği görme ve doğruyu bulma yolunda şifa ve rahmet olduğunu, ama kötü niyetli zalimler için ise, bir helak sebebi olabileceğini anlıyoruz. Ancak, ayette ne suretle olursa olsun, muska yazılacağına dair hiçbir işaret yoktur.
Kur'an-ı Kerim,muska yazmak,büyü yapmak, fal bakmak için değil; insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak"(2/Bakara,184) gönderilmiştir.Allah'ın Kitabının ayetlerini rastgele yerlere yazarak çöplüklere gitmesine sebep olmak veya beşeri çıkarlar için istismar etmek, İslam'a ve İlahi Kitaba ihanettir. Bu işi yapanlara fırsat vermek gaflettir, hıyanettir. Hatta mü'minlerin itikadını zedelemeye hizmettir. En üzücü tarafı ise bunu yapanların kendilerini "hoca" olarak lanse etmeleridir. Oysa İslam'da "hoca" dinin hükümlerini bilen, ilmiyle amel eden, Allah'tan korkan, Allah'ın ayetlerini az bir dünya metaına satmayan örnek ve önder bir şahsiyettir. İslam'ın yasak kıldığı işleri yapan ve bu tür davranışlara cevaz veren insan, hoca olamaz. Böyleleri ancak fasık ve münafık olur; bunlara dense dense cinci, üfürükçü, din tüccarı, hurafe pazarlamacısı muskacı denilir.
Muskacıların Sonu: Ömrünü muska yazarak, fal açarak, sihir yaparak geçiren pek çok insanın sonu hüsran ile noktalanmıştır. Bunlardan kimisi hapishane köşelerinde, kimisi de feci hastalıklara yakalanarak fakru zaruret içerisinde ölmüşlerdir. Vakitlerini muskacılıkla geçirenler, bu yoldan her ne kadar dünyevi menfaat temin ediyorlarsa da bu iş, dinen kınanmış olduğu için iflah olmuyorlar. Daima hayatları sıkıntı ve sefaletle, beş kuruşa muhtaç olarak geçmekte olduğu müşahede edilmektedir. Hayatlarının sonunda perişan bir vaziyette, miskinlik içinde yaşadıkları görülmektedir. Bunların hepsi yaptıklarının avans cinsinden dünyadaki küçük cezasıdır. Esas cezaları, ceza gününde verilecektir. Çünkü bakılması haram olan nice göbeklere muskalar yazmışlardır. Nice genç kızları veya evli insanları muhabbet muskalarıyla aldatmışlar, ümitleriyle oynamışlardır. Allah'ın men ettiği şeyleri insanlara aşılamışlar, imanın temelini sarsmışlar, İslam akidesini bozmuşlardır. Böylelikle yahudi ve hıristiyan adetlerini canlandırarak ve bunları bir kısım insanlara kabul ettirip onların itikadlarını bozarak imanlarını sarsmaları ile İslam aleminde tedavisi imkansız olan yaralar açmışlardır. ( Batıl İnanışlar, s. 39-40 )
Her aklı başında mü'min, insanları bu tür cinci, muskacı, üfürükçü sahtekarların tahribatından korumak için elinden gelen gayreti esirgememelidir.(Kemalettin Erdil,Yaşayan Hurafeler s. 19-32 )
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
MUSKA VE MUSKACILIK
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: GÜNCEL GÜNÜMÜZ KONULARI :: Sihir ve Büyü-
Buraya geçin: