KAYSERİNİN TEK İSLAMİ FORMU
 
AnasayfaKapıTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yapDJ GİRİŞ

Paylaş | 
 

 KABEYE GENC GİTMEK

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
canimsin-38
Süper Moder
Süper Moder
avatar

Mesaj Sayısı : 54
Points : 193
Kayıt tarihi : 31/03/10

Kişi sayfası
ayar ayar: 1

MesajKonu: KABEYE GENC GİTMEK   Ptsi Nis. 12, 2010 11:15 pm


Kutsal toprakların güzelliğini birinci ağızdan dinlemek istediğimizde ilk adresimiz genellikle dedelerimiz, ninelerimiz, anne ya da babamız olurdu. Çünkü hac ve umre, yaş kemale erdiğinde yerine getirilmesi gereken bir vecibe olarak kabul edilirdi ülkemizde. Ancak araştırmalarımız sonucu gördük ki bu yanlış anlayış yerini yavaş yavaş güzel olana bırakıyor. Kutsal mekanları ziyareti ahir ömrüne ertelemeyen genç yürekler heyecanla çarpıyor Kabe’yi gördüğünde.
Kutsal mekanların manevi atmosferinde kimi zaman Kabe’nin karşısında kimi zaman da Ravza’nın gölgesinde yaptığımız söyleşilerde hayli ilginç yorumlar geldi gençlerden. Kabe’yi hayranlıkla izleyen genç gözler, gönül heybelerini döktüler; bizler de birer birer topladık sizler için o inci tanelerini.

Kabe, kendini yenileme mekanı

Allah’ın evini ve Rasulü’nün kabrini ziyaret eden gençler, günahlardan arınıp tövbe ederek bir daha günaha dönmemeyi ve güzel ahlak kazanmayı diliyorlar. Büyük kısmı, insanın kendi dininin yeşerip olgunlaştığı yerleri görmesinin, ziyaretten sonraki hayatında manevi anlamda birçok olumlu değişikliğe sebep olduğunu söylüyor. Gençlikte yapılan ibadetin Allah katında daha sevimli olduğunu göz önünde tutup bu manevi atmosferi erken yaşta soluyarak hayata devam etmenin insana çok şey kazandıracağını düşünüyorlar.

İçlerinden bazılarının derin mesajları da var. Kimileri Kabe’ye dokununca Allah’tan ne isteniyorsa istenmesi gerektiğini çünkü istemenin son noktası olduğunu düşünüyor. Bazıları da “yalan dünya” sıfatından kutsal mekanları tenzih ederek, Kabe’deyken yalancı dünyadan gerçek dünyaya geldiklerini söylüyor ve buraların insanı bir mıknatıs gibi çektiğini ekliyor. Kabe’nin cazibesine kapılan gençlerden bir diğeri şeytan taşlama esnasında, şeytanın ve yandaşlarının ne kadar pis ve aciz olduğunu hissettiğini, attığı taşlarla sanki onları yok etmiş gibi hissettiğini aktarıyor ve ekliyor “İnsanların şeytanı bütün gayretiyle taşlarken, Kabe’ye saygı duyarak, öpüp secde ettiklerini görüp de bundan etkilenmemek mümkün değil!”

“Haremin pervaneleri bile tavafta”

Buraya gelme sebebim sırf ibadet ve Allah’ın rızasını kazanabilmek. Kutsal topraklar ne anlatıldığı gibi ne de televizyonda izlediğim gibi… Çok daha büyüleyici. Hiçbir duygu bunu anlatamaz. Buraları gelip gören gitmek istemez, içi yanar. Beni en çok etkileyen şeylerden birisi de Kabe’de tavafı seyretmek. Yer ve gök ehlinin hep beraber tavaf ettiği hissediliyor. Haremin pervaneleri bile sanki tavafa gelemedikleri için Mecnun gibi dönüyorlar. Bir başka güzellik ise Peygamber’imizin (s.a.v) yaşadığı yerleri görmek. Bu, insana heyecan veriyor. Kendimi o zamanda hissediyorum. (Mürşide, 21)

“Rüyada gibiyim”

Allah rızasını kazanmak, affolunma isteği bu ziyareti yapma sebebim. Bir de hayatta bir kere de olsa görme isteği. Rüyada gibiyim. Bence burada olmak hayallerin gerçekleşmesi. Şöyle bir izlenim edindim: Buraya gelen herkesin farklı dilekleri var. Herkes bir şey için, bir muradının kabulü için gelmiş ama tüm müminlerin tek ortak noktası var; o da Allah rızası. Gençlikte yapılan ziyaretin daha verimli olacağını düşünüyorum. Gençken insan daha takatli oluyor. Bu halde daha rahat ibadet ediliyor. İbadetten zevk alıp, doya doya yapılıyor. ‘Oraları gençken göreyim’ diye hep dua ettim. Şimdi de özellikle gençlere dua ediyorum. Onlar da tatsın bu zevki diye… (Remziye, 20)
“Kabe sadeliğiyle bir şeyler anlatıyor”

Gençliğin ayrı bir gayreti ve heyecanı olduğunu düşünüyorum. Burada yaşanılan heyecanlar bile başka. Kabe’yi seyrederek namaz kılmak ve zemzem içmek kadar güzel bir tat, zevk yoktur dünyada. Kabe’ye bakınca insan her şeyi unutuveriyor. Alemlerin Rabbi’nin kudreti, yüceliği ve insanın acizliği aklıma gelen tek şey. Bir de sanki Kabe bana şunları anlatıyor: Allah Teala kendine daha şatafatlı bir beyt yaptırabilirdi. Taşları zümrütten, yakuttan ya da daha değerli taşlardan olan, göz alabildiğine büyük bir beyt. Ama Allah her şeye malik olmasına rağmen taştan, üzerinde siyah bir örtüsü bulunan sade bir beyt yaptırmış. Burada Kabe’yle Allah Teala’nın bizlere bir mesajı var. Beni en çok cezbeden şey bu. Kainatın Rabbi’nin beytinin sadeliğiyle insanlara bir şeyler anlatması. Bence bu mesaj Allah Teala’nın dünyaya verdiği değerin ifadesidir. (Zeynep, 25)

“Döndüm kıbleye, kıblem Kabe”

Namaza başlamadan önce “Döndüm kıbleye, kıblem Kabe” diyoruz. Kabe’de ilk vakit namaz kılarken ve bunu söylerken Kabe’yi görmek insana çok büyük haz veriyor. Ve de Kabe’ye bakarken Rabb’mizin azametini hissediyorum. (Şule, 31)

“Her derde deva”

Kutsal mekan ziyareti sanki psikolojik terapi gibi. Dünyada insanı bu denli rahatlatıp gevşeten en önemli huzura erdiren kutsal topraklar dışında başka mekan yok. İnsanın her derdine deva. Bedensel rahatsızlığı olan çoğu insanın burada ibadete koşarken ağrı sızı hissetmediğine şahidim. Bu da Allah’ın bir lütfu olmalı. Yahut kafayı takıp üzerinde uzun uzun düşünülen meselelerin aslında gelip geçici şeyler olduğunu, üzerinde çok durulmaması gereğini Kabe öğretiyor. Kabe’ye bak ve bildir arzuhalini, derdine derman olsun psikolog misali. (Saliha, 23)
“Kabe’de insanlar tek renk, tek yürek”

Kabe’nin atmosferi bambaşka benim için. Kabe’yi tavaf esnasında insanların kalabalığından hiç rahatsızlık duyulmuyor. Hatta milyonlarca insan kalabalığına rağmen ve bununla birlikte tavafta insanlar hareket halindeyken dahi ne gürültü kirliliği var, ne de rahatsız edici bir görüntü. Farklı dillerde yapılan ve anlaşılmasa da “amin” dedirten dua seslerinden ve Kabe’nin Rabbi’ne sunulan içten yalvarışlardan başka bir şey duyulmuyor. Görülen tek şey ise haşmetli Kabe ve pırıl pırıl, tertemiz çehreler. Allah’ın nur mekanından insanlara da bir parça nur aksetmiş olmalı ki; zencisiyle beyazıyla bütün müminler yüzlerindeki aynı parıltıyla tek renk, tek yürek. (Büşra, 21)
İki Kabe’nin buluşması

Bir tanesi zahiri Kabe, Allah’ın evi, Müslümanların kıblesi. Diğeri ise gönül Kabe’si. Rabbimiz’in ‘Yere göğe sığmayıp oraya sığdım’ dediği yer. İki Kabe’nin buluşmasına tanıklık ediyoruz, dua istiğfar ve gözyaşı beldesinde. Bakıp seyretmenin sevap olduğu, Gavs-ı Sani Hazretleri’nin ifadesiyle “bire yüz bin verilen” bir yerde Kur’an okunuyor, Beytullah tavaf ediliyor, nefisler hesaba çekiliyor. Orada kabul olmuş duaların yüzü suyu hürmetine dua ediliyor. Günahların af olunması için tövbe ediliyor, oruç açılıyor, namaz kılınıyor.

Ben genç gittiğimi düşünmüyorum. Bilakis çok geç kaldım oraya gitmek için. O yüzden çocuklarımı da getirdim. Onların sırf Rasulullah’ın beldesinde yaşamaları, o insanların arasında tavafta bulunmaları, ne olduğunu bilmeseler de zemzem içmeleri, tanımasalar da diğer Müslümanlarla iletişim kurmaları için götürdüm onları. Namaz kılıyormuş gibi yapıp bu bahane ile o beldede alınlarını yere koymalarını istedim. Hele bir de yanınızda yörenizde salih bildiğiniz kimseler varsa, onlarla say yapıp, Arafat’ta ziyafetlerine çoluk çocuk katılıp, sohbetlerini dinleyip, arkalarından Hacer’ül Esved’i ziyaret edebiliyorsanız, Rabbim sizi seviyor demektir.




Dünyadan Geçerken‏

Kalp, gönül, ebedi ve ahirete dair olanın mekânıdır. İhtiyaçlarımızı karşılamak, hayırlara vesile olmak, vakfetmek için kazandığımız dünyanın yeri ise kalbimiz ya da gönlümüz değil, yanı başımızdır. Kazanır ve harcarız. Tabii ki İslâm’ın öğrettiği ölçülere göre...

Dünya doğrudan kötü ya da kötüleştirici değildir. Yaradılış görevlerini yerine getirir, asla Rabbine isyan etmez. Yeri göğü, taşı toprağıyla sürekli zikir ve taat halindedir.

Dünyayı kötüleştiren ise insandır. İnsan onu kötüye kullanarak kendi hayatını da berbat eder. Yoksa insanın zulmü dünyaya yüklenmez. İnsanın yaptıklarından dünya sorumlu tutulmaz.

Nimet ve nimetin sahibi

Dünya da Rabbimizin mucizelerindendir. Düzeni, ahengi, yerüstü ve yeraltı zenginlikleriyle, bin bir nimetle bezeli bir sofra gibi önümüze serili haliyle yaratıcısını tanıtan açık seçik bir ayettir.

Diğer taraftan Mukaddes Kitabımızda ve hadis-i şeriflerde dünyaya karşı dikkatli olmamız da öğütlenmektedir. Bunun sebebi dünyanın kendisi değil, insanların ahireti unutarak isyana daldıkları bir dünya hayatı yaşamalarıdır. İnsan elbette gaflet uykusuyla heba olmuş bir ömür sürebilir, dünya nimetlerinden nice hayra, sevaba da vesile olacak şekilde faydalanabilir.

Şuurlu, kalbi uyanık bir müslüman, dünya nimetlerini Rabbine hamd ederek alır, onlara bir emanet gibi hassas ve güzel davranır, Rabbinin rızasına uygun şekilde kullanır. Rabbinin nimetlerini asla küçümsemez, kötülemez, kötüye kullanmaz.

Hep O’nu hatırlayarak

Dünya zevk ve lezzetini terk ederek, kendine eziyet ederek arınma çabasına, yani ruhbanlığa dinimiz müsaade etmemiştir. Güzel yemekler yemenin, güzel kıyafetler giymenin, güzel mahallelerde güzel evlerde yaşamanın İslâm’a aykırı bir yanı yoktur. Eğer bunları dine aykırı kabul edersek, karşımıza önce Kur’an ve Allah Rasulü s.a.v. Efendimiz çıkar.

Tasavvuf erbabı “gaflet” kavramıyla dünya ile münasebetlerimize önemli bir ölçü getirmiştir. Yani asıl olan kulun Rabbini unutmamasıdır. Dünya nimetleri şımarmaya ve gaflete yol açabileceği gibi, dünya nimetlerine sırtını dönmüş bir zahit kişi de kendi halini beğenip insanları küçümseyerek şımarıp gaflete düşebilir. Ne kadar iyi gözükse de hali kendisiyle Rabbi arasında perde olur. İster şer ister hayır olsun, kulu şımartan her şey onu Rabbinden uzaklaştırır.

Her ne halde olursa olsun insan, tevazu ile Rabbini hatırlamalı, O’nun hep yanında olduğunu bilmelidir. Bu şekilde zikir halinde olduktan sonra dünya işlerinin, dünya malının ona bir zararı dokunmaz. Şah-ı Nakşibend k.s. hazretleri bir gün Kâbe’nin önünde ağlayarak dua eden birini görür ve sevinir. Fakat o kişinin kalbine bakınca, dünyalık için ağladığını anlar ve üzülür. Bir başka gün de çarşıda pek çok altın parası olan, bunları saymakla meşgul birine rastlar ve endişelenir. Bu kişinin kalbine nazar ettiğinde ise endişesi sevince dönüşür, çünkü adamın kalbi Allah’la meşgul haldedir. Bunun üzerine “halk içinde Hak ile” olunması gerektiğini söyler.

Tembellik mi tevekkül mü?

Tembelliğimizi, isteksizliğimizi, tevekkül ve dünyayı terk bahanesiyle aklamak mümkün değildir. Müslüman, çalışan kazanan insandır. Dünyayı müslümanca yaşar, ahiretine de müslüman olarak gider. Zor veya kolay, üzerine düşen din ve dünya işlerini yerine getirir. Dünyasını ve ahiretini bir arada düşünür.

Dünya işlerini terk edersek ortada ne medeniyet kalır, ne de yaşam kalitesi diye bir şey. İslâm tarihinde hepimizin övündüğü o devasa işleri yapan, eserleri meydana getiren ruh çalışmadan nasıl yaşatılabilir?

Müslümanların refah ve gelişimine katkıda bulunmak, bütün insanlığa öncü olmak ve hayırlara vesile olmak için dünya işlerinin hakkını vermek gerekir. Dünya gözümüzü bürümesin ama çalışıp kazanmak, dünyayı daima hayırlara vesile kılmak bir sorumluluktur.

Hep arayış içinde olup nasıl daha iyi olabilirim diye sormaktan, kendimizi gözden geçirip eksiklerimizi tamamlamaktan asla geri durmamamız gerekir. Bir yandan gönlünü dünyaya kaptırmama, bir yandan da dünyanın hakkını verme niyetini diri tutmak çok mübarek bir çabadır. Bu bir “yolda olma” halidir. Yolculuğumuzda kılavuz şüphesiz dinimizdir, helal ve haram sınırıdır.

İşte bu ölçülere göre yaşanmış bir dünya hayatı mübarek bir hayat, böyle bir ömrün ardından varılacak ahiret yurdu ise cennet olacaktır.

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''

Hz.MUHAMMED
(S.A.V.)

Müslümana Güzel Konuşmak Yakışır..


Güzel söz söylemek denince akla ilk önce iltifat etmek, sevgiyi dile getirmek ya da umut veren konuşmalar yapmak gibi şeyler geliyor.

Oysa Allah’ın Kur’an’da bizlere öğrettiği güzel söz, her ne kadar bu sayılanları içine alsa da, çok daha farklı ve geniş bir anlam içerir. Allah güzel sözü bizlere “Allah’a çağıran, salih amelde bulunan ve ‘Gerçekten ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet Sûresi, 33) ayetiyle tarif eder. Yani asıl güzel söz insanları Allah’a çağıran, Kur’an’a uymaya davet eden sözdür. Güzel sözü söyleyen, yani Allah’a çağıranlar ise yalnızca iman edenlerdir. İnsanlara karşı iyi muamele ve güzel söz söyleme İslam’ın prensiplerindendir.
Güzel söz:

[Gönül alan, onur kırmayan, hak ve doğruyu gösteren bütün sözlerdir. Sözlerin en güzeli, insanları hakka, doğruya, olgunluğa, insanca yaşamaya sevk eden Allah’ın kelamıdır.“Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitab’ı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir.” (Zümer/23) Sözlerin en güzeli olan Allah’ın kelamını ümmetine tebliğ eden Hz. Peygamber (sas) de birçok hadislerinde insanlara karşı güzel söz söylemeyi emir ve tavsiye etmiş ve bizzat kendisi de hayatı boyunca kaba sözden sakınmış; şahsına hakaret eden insanlara bile; “Allah’ım onlara hidayet et. Çünkü onlar gerçeği bilmiyorlar.”
diyerek duada bulunmuş ve yumuşak, güzel muamele etmiştir.

Müslüman elinden ve dilinden zarar görülmeyen insandır; başkalarına dil uzatmak, lanet etmek, kötü iş yapmak ve kötü söz söylemek Müslüman’a yakışmayan hallerdir. Mümin dil uzatıcı değildir, lanet okuyucu değildir, kötü iş yapan, kötü söz söyleyen değildir.

Allah’ın dinini anlatmak, Kur’an ile öğüt vermek, iyiliği emredip kötülükten men etmek, Allah’ın ayetlerini hatırlatmak; bunların hepsi birer çağrıdır ve bir insana söylenebilecek en hayırlı, en güzel sözlerdir.


Müminlerin insanları Kur’an ahlâkına yönelten bu sözleri, doğrudan karşılarındaki kişiyi hoşnut etmeye yönelik olmadığı gibi, herhangi bir menfaate yönelik de değildir. Tüm bu sözlerin tek bir hedefi vardır; Allah’ı razı etmek ve karşıdaki kişinin de Allah’ın razı olacağı ahlâkta bir insan olmasına vesile olmak... Hedef bu olunca Allah’ı zikretmek, güzel ahlâkı anlatmak ve ahireti kazanmaya çağırmak gibi, kimi zaman kişiye eksik olduğu yönlerde öğüt vermek, Kur’an ayetleri doğrultusunda hatalarını eleştirmek, korkup sakınmasını hatırlatmak da aynı şekilde güzel sözdür.

Bir söz bir insanın hayatını değiştirebilir. Cehenneme doğru yuvarlanmaktayken, elinden tutup cennet muştuluları arasına sokabilir. Günahlar içinde kaybolup gitmiş, “Artık bu iflah olmaz” sandığınız insanlar bile bir güzel söz, bir tatlı dil ile hakikat ışığını bulabilir. Ve siz “Adam sen de..” demeyip de birkaç saniyenizi alacak güzel bir söz söyleyerek dünyalara değer bir sevaba erişebilirsiniz.

Bir kişinin size Kur’an ile öğüt vermesi, hataya düşebileceğiniz bir tavra karşı sizi uyarması ya da Allah’ın rızasına yönelik hatırlatmalarda bulunması size söylenebilecek en güzel, en hayırlı ve en hikmetli sözlerdir. O anda hatalarınızı düzeltmenin ne kadar hayati önemde olduğuna samimi olarak kanaat getirdiğiniz için her türlü öğüde açık olursunuz. Daha duyduğunuz anda sizin hayrınız için söylenen bu sözlere can u gönülden uyar, karşınızdaki kişiye ise bu yaptıkları nedeniyle çok büyük bir minnettarlık duyar ve hatta ondan size yeni öğütler vermesini talep edersiniz.

Dünya hayatında Allah’a çağıran, Kur’an ahlâkını yaşamayı hatırlatan her söz kaçırılmaması gereken fırsatlardandır. Dünyada henüz vakit varken Kur’an ahlâkının yaşanması için verilen her öğüt, hayra ve iyiliğe yönelik her çağrı ve hesap gününe karşı yapılan her uyarı, insanların azaptan korunmasına ve cenneti kazanmasına vesile olacaktır:
Allah (cc), “... Sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak bulunduracağız.” (Meryem Sûresi, 68) ve “Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.” (Meryem Sûresi, 72)
[size=12]ayetleriyle, tüm insanların her an cehennemle yüz yüze gelebileceğini ve ancak iman edenlerin cehennemden kurtarılacağını haber vermiştir.

Evet, çocuklar, gençler ve yaşlılar olarak, okulda, mahallede, evde ve işyerlerinde güzel konuşmak, güzel şeylerden bahsedip, boş sözlerden uzak durmak karakterimiz haline gelmeli.

GÜZEL SÖZLE KARŞILIK VER!
“Rahman’ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak sözle karşılık verirler.” (Zümer, 63)


BOŞ SÖZE YÜZ ÇEVİRİN!
“Onlar, boş söz işittikleri vakit ondan yüz çevirirler. ‘Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz sizedir. Size selam olsun, cahillerle ilgilenmeyiz.’ derler.” (Kasas, 55)
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''

Hz.MUHAMMED
(S.A.V.)


Gittiğin yol Hakk-a mı Batılamı götürüyor.


Her asrın insanı yaşadığı devirde kime tabi olduysa onunla mahşere çağırılacaktır.
''Ayeti kerime şöyle buyuruluyor... '' İnsan sınıflarından her birini biz ogün imamları ile birlikte çağıracağız'' ( isra71).. Her kes dünyada kimin bayrağı altında bulunmuşsa kime uymuş kimleri rehber edinmişse, ahirettede onun bayrağı altında bulunacaktır.

Rehber edindiği peşine düşüp gittiği lideri nereye götürülerse , onlarda oraya gidecek dünyada olduğu ,ahirettede bir ve beraberdirler.. İyiler iyilerle beraber cennette , kötüler kötüler ile birlikte cehennemde olacaktır. İyilerin arkasında ,yani doğruyu Hak yolunu gösterenin arkasından gidenler, saadet-i ebediyeyi kazanmaya vesile oldukları için liderlerini överek ve ona dua ederek büyük bir mutluluk içinde cenneti alaya doğru yürüyecekler...

Saptırıcı liderlerin peşine takılanlar bu liderdeki , kendilerine bile hayırları yok ,felakt-i ebediyeye düşmelerine sebep oldukları için onlara büyük bir kin ve öfke duyacaklardır.Düşünmeden körü körüne arkalarından gittiğimiz insanlara biraz daha dikkat edelim .. Bu dünyada yaşadığımıza giyimimize hatta girip çıktığımız yerlere, belki aile büyükleri bizra seni ikaz edebilir, ama sen yoldan çıkmış isen onlara tamam deyip yine sen bildiğini okuyacaksın . Ama hesap gününde en ufak şeylerin bile açığa çıkacağını unutma benim Müslüman kardeşim...

Başkalarının peşlerine körü körüne ,giden bu hususta kendileri uyarmazlık eden münevver insanları dinlemeyen kimseler ,o gün hakikatı apaçık gördüklerinde geri dönmek isteseler bile bir daha geri dönemeyeceklerdir.. Rehber kur-anı kerime tabi olup kur-an yolunda ilerleyenleri Hakk-ı Hak ,batılı batıl sayanları rehber edinmek görmek gerekir. Yoksa başka husus da yapılan her şey elem geçicidir.. Kendini kurtaramayan insan , yanındakine ne yapabilir ki?...

Günahlarımız hatalarımız cesametinde vefasızlığımıza bir türlü samimi olmayışımıza , yürüdüğümüz yolda sürekli zik zak cizişimize durduğumuzun yerin hakkını vermeyişimize ,Allah dostlarına tabi olmayışımıza ,ve bizim gibi davrananların hallerine öyle ağlamalıyız ki! vazifesi aramak olan ,gök ehhli dahi bundan böyle hep bizim çığlıklarımıza göz yaşı döksün...

Işığını kaybetmiş ve her yanıyla toz duman bir dünyada yaşıyoruz.. Bu ışığı Hak dostlarıyla ve onlaın yürüdüğü yolda ,Kur-an yolunda aydın kalalım.. Aydınlatalım ki cenneti alanın firdevs bahçelerinde sevdiklerimizle birlikte olalım . Çünkü biliyorsunuz ,biz tabi olduklarımızla ve Hak dostları ile birlikte olacağız. Hayatlarını Allah için, ahu vah ile geçirenler gök ehlince , sadakat ve aşk bülbülleri sayılırlar. Onlar şakıdıkça bütün ruhaniler , seslerini keser ve onları dinlemeye koyulur..

Ömrümüzün işe yarar günleri büyük bir ölçüde boşuna gitti . Bundan sonra olsun kendimize gelmeli bütün olumsuz hayatı geride bırakmalı özümüze dönmeliyiz.. Alemlerin sevgilisi Rahmet Peygamberi , insanların iftihar tablosu,Rabbim! o putlar insanlardan çoğunu baştan çıkardı, bundan böyle kim benim izimce yürüse o bendendir.. Kimde isyan ederse sen Gafursun , Rahimsin manasına gelen ayetleri okuyup , sabahlara kadar ağlardı.. Ümmeti için sabahlara kadar gözyaşı döken Efendimiz , bugün ümmet olarak ,biz layıkmıyız? o göz yaşlarına...

Müslüman inanç ve ümitleri sayesinde birgün mutlaka kendine gelecektir.. Kendi ayakları üzerinde tek bildiği yolda Peygamberler ilmi ile ayakta duracaklardır.. Dahası hemen hepimiz , kendi gönlümüzün derinliklerinde olduğu kadar , yürüdüğümüz yolda hep doğruyu bulacağız... İNANIYORUM..

Her doğan gün ,her gün bir kere daha , taptaze olmakta. Yüce Rabbinin sayesinde.. Öyle ise her doğan gün gibi sanki dünyaya yeni gelmiş gibi ,ümitsizliğimizi geride bırakarak Hak dostları ile birlikte olmayı ümit ediyorum. Onların yürüdükleri yolda sağlam adımlar ile , cenneti kazanarak Efendimize layık ümmet olalım .İmanın ve Hakk-a itimadın içimize geldiği nurlar sayesinde yürüdüğümüz bu dikenli yolda, gelen tüm dertlere, zalime ve zulümata ,''eyvallah'' deyip Allah-a güvenip Hak rızasını kazanalım...Öyleki her kesi korkutan zayıf yürekleri bile cesaretimizle korkutalım...

Yüce Rahman bizi doğru yolda gidenler ile nimete ermişlerin nimetlendirdiği, Peygamberler ve evliyaların ermişlerin gittiği Hak yolundan gidenlerden eylesin .Amin.....

Selam ve dua




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
KABEYE GENC GİTMEK
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: GÜNCEL GÜNÜMÜZ KONULARI :: Hac ve Oruç-
Buraya geçin: